Yorum Yapılmamış 7 Views

Ümit Kantarcılar: İşimiz; İnsanı, İnsana, İnsanla Anlatma Sanatı

umit-kantarcilar

Ne olmak istediğinin farkına çok erken yaşlarda varan, âdeta ekranda büyüyen bir oyuncu Ümit Kantarcılar. Alanında en iyilerden eğitim alarak işi mutfağında öğrenen, sanatı hayatının merkezine oturtan Kantarcılar ile son oynadığı dizi “Vuslat”, ekim ayında vizyona girmesi planlanan sinema filmi “Dert Bende” ve ileriye dönük projeleri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 

Büyüyünce ne olacaksın sorusuna erken yaşta net karar verenlerdensiniz. Okul yıllarında sahneye çıktınız, konservatuvar eğitimi aldınız. Ümit Kantarcılar’ı bugüne getiren mihenk taşları nelerdir?
O yönden çok şanslıydım. Çünkü küçük yaştan ne olmak istediğime karar verip hedefimi koydum ve hedefime yürüdüm. Beni bugünlere taşıyan mihenk taşı; tiyatrodur, tiyatronun oyun gücüdür, tiyatral eğitim ve hocalarımdır. İyi bir eğitim almak, bu işin mutfağından gelmek, usta-çırak ilişkisi bu serüvenimde en büyük yol arkadaşlarımdır.

Yıldız Kenter, Ali Poyrazoğlu, Mustafa Alabora gibi birbirinden değerli ustalardan ders aldınız. Farklı ekolleri harmanlayıp nasıl bir yol çizdiniz?
Şampiyonlar liginde eğitim aldım. Çünkü oyunculuk ve oyun biçimlerinin tarzları vardır. Müjdat Gezen, Mustafa Alabora, Ali Poyrazoğlu, Göksel Kortay ve Yıldız Kenter gibi üstatlardan birbirinden değerli eğitimler aldık. Bu kadar çok oyunculuk biçimi ve bu kadar çok tarzın içerisinde kendimi harmanlamam daha kolay oldu. Çünkü her yerden küçük lezzetler katıp kendi yelpazemizi genişletebildik. Bu benim her yerden bir şey alıp, her yerin güzel bir dalını koparıp başka bir yemek tarifi yapmama sebep oldu. Umarım yaptığım yemek lezzetlidir ve izleyenler de afiyetle yiyordur.

umit-kantarcilar-0526phtOyuncunun enstrümanı bedeni, ona iyi yatırım yapması gerekiyor. Ümit Kantarcılar ne türden yatırımlar yapıyor kendine?
Bu durum günümüzde çok yanlış anlaşılan bir söylem bence. ‘Oyuncunun enstrümanı bedeni’ tanımlaması, insanların sadece bedensel olarak algıladığı bir şey. Fakat her insanın, her meslek dalındaki insanın enstrümanı bedenidir. Çünkü en büyük beden gücümüz zihindir, aklımızdır. En büyük yatırımı beynime yapmaya çalışıyorum. Okuyorum, araştırıyorum, izliyorum, çağı takip etmeye ve çağı yakalamaya çalışıyorum. Çünkü çağ elinizden kaçıp giden bir şey. Kendinizi sürekli güncellemeniz gerekiyor. Bunun akabinde vücut sağlığı da çok önemli. Eskrim yaptım konservatuvar yıllarımda. Şu an hâlâ aktif olarak sporla ilgileniyorum. Takım sporlarıyla daha çok ilgilendim çünkü oyunculuk da bir takım oyunudur. Sahneye çıktığınızda, sete girdiğinizde, sinema filminde takım arkadaşlarınızla birlikte bir hikâye anlatmaya çalışırsınız.

Oyunculuğun özü insan ve her projenizde farklı bir karaktere bürünüyorsunuz. Gireceğiniz karakteri nasıl çözümlüyorsunuz?
Bizim işimiz; insanı, insana, insanla anlatma sanatı. O yüzden bir karakter yaratmak ve anlatmak için, önce kendi bedenimizi tanımamız gerekiyor. Her karakteri kendi bünyemizden, kendi cebimizden çıkardığımız için önce kendimizi anlama evremizin tamamen tamamlandığı bir ana denk gelmesi gerekiyor. Bir karakter elime geldiğinde kendime ilk olarak “Eğer ben bu durumda olsaydım ne yapardım?” diye soruyorum. Önce durumu ve duygusunu elime alıp dıştan içe doğru karakteri yaratmaya başlıyorum. “Bu adam hangi ayakkabıyı giyer? Bu adam hangi okulda okumuştur? Bu adamın en yakın arkadaşı kimdir?” gibi sorular sorup sadece karakterin bileceği ve kimsenin bilemeyeceği sorularla ilerlemeye çalışıyorum. Dıştan içe tamamlanan ve duygusunu kaybetmeyen bir adam yarattığımda da fırından çıkarıp servis etmeye başlıyorum karakteri…

Ezber bozan bir senaryoya sahip son projeniz “Vuslat” dizisinde kötüler de sevilir dedirten birini, “Kerem” karakterini canlandırıyorsunuz. Sizce Kerem’i izleyiciye yaklaştıran özellikleri neler?
Duygularının çok gerçek olması… Her insanın kötü olmak için bir sebebi vardır. Kimse salt kötü ya da salt iyi değildir. Kerem’in de kötü olmak için çok sebebi var. Erken yaşta anne ve babasını kaybetmiş ve başka insanlara anne baba diyerek büyütülen, ötekileştirilmiş, itilmiş bir hayatın merkezinde, manevi olarak çok yoksul ama maddi olarak çok zengin bir hayatın içerisinde kalmış bir adam. Kötü olmak için çok sebebi var ve insanlar bu yüzden seviyor. “Bu kötülük de yapılmaz ama bu çocuk yapıyorsa haklıdır.” dedirttikten sonra karakteri kabullenip sevmeye başlıyorlar. Ben insanların içindeki kötü insana dokunabiliyorum. Kötü olduğu anlara götürüyorum ve onlara haklı sebepler çıkartıyorum. “Evet, ben de hayatımda bazı insanlara bilerek bu kadar kötülük yaptım. Çünkü canım çok yandı!” dedirtebildiğimi düşünüyorum. Bunu yapabildiğim ve bu şansın bana verildiği için çok mutluyum.

Şu an sezon arasındasınız. Teneffüs zili çaldığında soluğu nerede aldınız? Ümit Kantarcılar’ın nasıl bir tatil anlayışı var?
Normalde çok gözlerden uzak ve basit tatilleri severim. Fakat bu yaz, bana böyle bir imkân tanımadı. Çünkü dizimiz tatile girdikten sonra bir sinema filmi hazırlığımız başladı. “Dert Bende” isimli bir sinema filminde yer alacağım. Bunun hazırlıkları çok yoğun bir şekilde sürüyor. Çekimlere 18 Temmuz’da başladık ve vizyon tarihimiz de ekim gibi gözüküyor şu anda. Bir komedi filmi. Komedi, enerji isteyen bir iş olduğu için yaz enerjisini tatile ayırmaktansa setlere harcamayı tercih ettim. Bu yazı çalışarak geçiriyorum. Ama normalde teneffüs zili çaldığında soluğu aldığım ilk yer Antalya Kaş’tır.

6a5247d5-9693-4f76-892a-936123e1f5cfTarihî ve kültürel zenginlikleri dillere destan bir şehir olan Antalyalısınız. Nasıl anlatırsınız doğduğunuz şehri?
Antalya büyükşehir gibi duran ama aslında butik bir şehirdir. Herkesin herkesi tanıdığı, ikliminin sıcak oluşunun insanlara yansıdığı, turistik bir yerdir. Tarihî kültürü ve zenginliği çok fazladır. Aspendos’a, Kekova Batıkşehir’e kesinlikle gidilmelidir. Antalya insanın doğduğu değil doyduğu yer derler ya ben biraz da doğduğu yerliyim aslında. Oradan kopmak, uzaklaşmak beni ürkütmüştü ama şu an her seferinde büyük bir özlemle koşarak gittiğim bir yer.

Arada ülke sınırları dışına çıkıp farklı kültürler, farklı ülkeler görmek ister insan. Bu durumlarda nerelere yönelirsiniz?
İlk önce Avrupa’ya gidiyoruz zaten. Benim en çok görmek istediğim ülke Hindistan. O yaşayış biçimi, o kültürel değişim, dinî ritüelleri, insani ritüelleri… Orayı merak ediyorum. Ama rahat tatil geçirmek isteyenler Avrupa’yı tercih ediyorlar. Ben İsviçre’yi çok sevmiştim. Zürih çok güzel bir kent, Avusturya’yı çok sevmiştim. Bugün nerede yaşamak istersin diye sorarsan Salzburg derim.

Biraz da gelecekten konuşalım. Bir parçalık da olsa sesinizi dinleme fırsatım oldu. Kulağa hoş gelen bir ses ve güzel nameleriniz var. Bir müzikal projesi size çok yakışabilir. İleriye dönük hayatınızda planlarınız ne yönde?
Zaten şu an bir sinema filmi projesindeyim. İleriye dönük planlarımda arkadaşlarımın da içinde yer aldığı kendi tiyatromu kurmak bulunuyor. İçerisinde müzikali de düşünüyoruz. Müzikal bizim tiyatro kültürümüzde kemikleşmiş lakin geride kalmış bir şey. Müzikalin çok lezzetli ve insanı onaran bir şey olduğunu düşünüyorum. Müziğin, sinemanın ve tiyatronun abisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü her şeyin içinde hatta yaptığımız işin içinde de ritim var. Ritmi en saf duyduğumuz ve dokunabildiğimiz yer müziktir. Bu yüzden müzik bir abidir. İnşallah gelecekte abimizle beraber güzel tiyatromuzu birleştirip müzikalde ustalarımla beraber yer almayı çok istiyorum. Ama şu andaki en öncelikli planım sinema filmi. İnşallah o da yakında sevenleriyle buluşur. Bugüne kadar aldığımız güzel tepkilere “Helal olsun” dedirten bir işe imza atarak alnımızın akıyla bitirmeyi umuyoruz. Umarım beğenirsiniz.

 

SunTimes Ağustos 2019 sayısından

Yorum Bırakın

İlgili Yazılar