Yorum Yapılmamış 72 Views

“Oyuncunun Enstrümanı Tüm Bedeni”

damla_sonmez

Akıllarda yer eden ‘Şubat’, ‘Bir Aşk Hikayesi’, ‘Güllerin Savaşı’ adlı dizileriyle, son üç yılda gerek yurt içinde gerekse yurt dışında pek çok ödül aldığı ‘Deniz Seviyesi’, ‘Ayla’ ve ‘Taksim Hold’em’ filmleriyle hayran kitlesini genişletti Damla Sönmez. Son olarak 2018 yılında Türkiye prömiyeri öncesinde Locarna ve Toronto’da gösterimi yapılan ‘Sibel’ adlı sinema filmiyle Adana Film Festivali’nde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldı. Islık diliyle konuşan ‘Sibel’ karakterini canlandıran; televizyonda olsun, sinemada olsun zor karakterlerle karşımıza çıkan oyuncu bu durumu “Mesleğimin sınırlarını zorlamayı seviyorum.” cümleleriyle açıklıyor. Sönmez’le çocukluk merakı oyunculuğunun yanı sıra, pek bilinmeyen aşkı müzik ve yoğun bir tempoyla çalıştığı projeler üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.

Oyunculuk kariyerinize Saint Joseph’te eğitim aldığınız lise döneminde tiyatro ile adım attınız. Bu aşk nasıl başladı?

Çok daha öncesinde aslında… 5-6 yaşlarımdayken babam iş gereği yurt dışındaydı. Annem de çalışan bir anneydi ve hafta sonlarında beni çocuk tiyatrosuna götürürdü. Sanırım ilk o zaman bu mesleği sevmeye başladım. Sonrasında okulda hep tiyatro kolundaydım. Hafta sonları tiyatro kurslarına gittim. St. Joseph’i bitirdiğimde Sorbonne Üniversitesi’nden kabulüm geldi. Orada başladığım tiyatro eğitimimi burslu olarak Yeditepe Üniversitesi’nde bitirdim. Yurt dışıyla iletişimimi hiç kesmedim. Amerika’da New York Film Akademisi’nde, Susan Batson Black Nexxus Academy’de ve London School of Dramatic Arts’ta workshoplara katıldım. Mesleğin insan olarak da eğitim olarak da hep kendini geliştirmekle, hep merak etmekle ilgili olduğuna inanıyorum.

damlasonmez-onemgunal-0488cİlkokuldayken Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde keman ve piyano eğitimi almışsınız. Sinema ve müzik nasıl aynı anda ilerledi? Müziğe ilginiz nasıl başladı?

Aslında oyuncu olarak bizim enstrümanımız tüm beden. Sesimizi, bedenimizi her zaman hazır, sıcak tutmak durumundayız. Bunun yanına bir müzik enstrümanı eklediğimizde elimizde daha çok oyuncak oluyor oynayabileceğimiz. Müzik ve oyunculuk birbirini her zaman besliyor. Meslek içinde henüz kullanmamış olsam bile arkadaşlarlayken ya da kendi kendimeyken bile ikisinden birini tıkırdatmak çok rahatlatıcı.

Pek çok dizide ve sinema filminde rol aldınız ancak ‘Güllerin Savaşı’ dizisindeki ‘Gülru’ karakteri ayrı sevildi. Sizce neden?

Canlandırdığım karakterleri hep çok yönlü ele almaya çalışıyorum. Her duygu karşıtıyla birlikte geliyor. Nasıl anlarım ki anlatırım diye düşünüyorum. Gülru, evimizin sağduyulu, tatlı, iyi niyetli kızıyken bir anda bir moda imparatorluğunu ele geçirebilecek güçte, insanların hayatlarını dağıtabilen bir karaktere dönüşüyor. Bu değişimi yaşatırken bile insani yönlerini nasıl kaybettirmem diye çok uğraştım. Bir karakter nasıl olursa olsun, gerçek bulduğunu sahipleniyor seyirci.

2015 ve 2018 arasında film projelerine ağırlık verdiniz. Deniz Seviyesi filmiyle ‘Milano Uluslararası Film Festivali’nde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ seçildiniz, Taksim Hold’em ve Sibel filmleriyle En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandınız. Yoğun geçen bu son birkaç yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son birkaç yılım Deniz Seviyesi, Ayla ve Taksim Hold’em ve Sibel filmlerinden dolayı yoğun ve hep sinemayla dolu geçti. Sinema farklı farklı kültürlerden farklı farklı insanları bir araya getiren, ortak bir dil kurmalarını sağlayan bir alan. Bu yoğunluğun sinemadan kaynaklı olmasını seviyorum. Deniz Seviyesi aralarında Adana Film Festivali ve Uluslararası Milano Film Festivali olmak üzere birçok festivalden ödülle döndü. 2017’de Ayla ve Taksim Hold’em’in ardından bu yıl Sibel uluslararası festivalleri geziyor. Bir filmin yolculuğu çok keyifli, çok besleyici. Siz filmle festivalleri gezerken, festivallerde bir araya geldiğiniz seyirci, film üzerine yorumlarını, fikirlerini paylaşırken sizi de değiştiriyor, geliştiriyor.

sibel‘Sibel’ Türkiye, Fransa, Almanya ve Lüksemburg ortak yapımı bir film. Teklif size nasıl ulaştı? Karakterin ve senaryonun en çok neyinden etkilendiniz?
Teklif geldiğinde henüz senaryo yoktu. Çağla (Zencirci) ve Guillaume (Giovanetti)’nin elinde filmle ilgili beş cümle vardı. Karadeniz’de ıslık diliyle iletişim kurulan Kuşköy diye bir köyde yaşayan, 25 yaşında sadece bu ıslık diliyle iletişim kuran ve bu yüzden çevresi tarafından engelli, eksikli görülen Sibel’in kendini keşfetme, özgürleşme hikâyesini çekmek istediklerini söylediler. Daha ilk andan, Sibel karakterini çok iyi tanıyormuşum gibi hissettim. Böyle bir kadın karakteri canlandırma fikri heyecan verdi o yüzden senaryoyu beklemeye başladım. O da tahmin ettiğim gibi, çok iyi çıktı.

Gerek dizide gerek sinemada zor karakterler karşınıza çıkıyor. Şubat dizisinde ateş çemberi çevirdiniz, ‘Sibel’de unutulmaya yüz tutmuş, yöre gençlerinin bile bilmediği ıslık dilini kullandınız. Zoru başarmayı seviyorsunuz diyebilir miyiz?
Mesleğimin sınırlarımı zorlamasını seviyorum. Size daha önce hiç hayal etmediğiniz şeyleri yaptırabiliyor. Bambaşka güçleriniz olduğunu keşfediyor, kendinize şaşırıyorsunuz. Yıllar önce ‘Şubat’ dizisinde ateş çevirmeyi öğrenmiştim mesela. Başka hangi meslek size böyle şeyler yaptırabilir ki? Sibel filmi için de önce bilmediğim bir dil öğrendim, fiziksel olarak da hayatımda daha önce hiç çalışmadığım kadar egzersiz yapıp çalıştım. Aksi takdirde kaldıramayacağımı biliyordum. Fiziksel zorluk kısmı tüm ekip için geçerli. Çekimlerin ilk günlerinde ormanda çalışırken çalı çırpıya takılmayalım diye dikkatli dikkatli yürürken sonra bir baktık ki tüm ekip ormana alışmışız, bir parçası oluvermişiz.

sibel_004Islık dilini nasıl öğrendiniz? 

Islık dilini çocuklara öğretmeyi görev bilmiş harika bir hocamız vardı, Orhan Civelek.  Islık çalmayı bilmiyordum, öğrenmek oldukça uzun sürdü. Islık dili dünyanın başka bölgelerinde de kullanılıyor fakat Kuşköy’de kullanılan hepsinden farklı. Sadece komut dili değil çünkü. Yani sadece ‘gel’, ‘git’, ‘koş’ gibi komutları anlatmak için kullanılan bir dil değil. Her heceye denk gelebilecek ayrı bir ses var, bu yüzden bu dille uzun bir diyalog kurmak da mümkün. Bambaşka teknikler olduğunu da öğrendim. Örneğin, bazıları tek parmağıyla, bazıları iki parmağıyla çalıyor, bazısı da hiç parmak kullanmıyor. Gırtlağınızı ve dilinizin konumunu, kıvrımlarını kullanarak uzun cümleler kurabiliyorsunuz.

sibel-image-5-hdHayat verdiğiniz Sibel karakterini nasıl tanımlarsınız?

Sibel, bir karakterden ziyade hepimizin içindeki bir parça gibi geliyor bana. Birçok konuda onun gibi hissedebiliyoruz. Bazılarımız isyan ediyor, bazılarımız isyan etmeye cesaret edemiyor. Bilinmeyenden korkulur ve korku, nefreti, ötekileştirmeyi doğurur. Sibel karakteri bana ilk anlatıldığında da bunu hissettim. İletişim kuramadığı için kendini eksik hisseden bir karakter. Bu yüzden kimse yanına yaklaşmıyor, herkes onu lanetli görüyor. Ama içinde kendini keşfedebilecek güç mevcut. Kendine yabancı olandan korkmuyor. Korkunun yerine merakı koyabilmiş. Bu da onun derinlerde dolaşmasına izin veriyor.

sibel_002Film Karadeniz’in zor coğrafyasında çekildi. Set süreci nasıl geçti?

Karadeniz coğrafyasının kendine has bir karakteri var ve yaşıyor. Çetin bir coğrafya, sizinle iyi geçinmesini beklemek olmaz. Ancak ona uyum sağlayabilirsiniz. Çekimler beş hafta sürdü ve aslında bu, uzun metraj bir film için oldukça kısa bir çekim süresi. Keşke daha fazla zamanımız olsaydı. Ekiptekilerin motivasyonu ve inancı sayesinde bu kadar kısa zamanda, bu kadar iyi bir iş ortaya koyduk. Şartlarımız oldukça zordu fakat herkes filmin başarılı olacağına olan inancıyla çalıştı. Her gün gece 03:00’te kalkıldı, kahvaltı edilip 05:00’e doğru yola koyulundu. Birkaç hafta boyunca 1500-2000 metreye inip çıkarak çekimleri gerçekleştirdik. Doğa da bizim için bir film karakteri gibiydi. Bu filmi birlikte gerçekleştirdik.

‘Artık yeni masallar yazmamız gerekiyor, kadının da kahraman olduğu masallar…’ demişsiniz bir söyleşinizde… ‘Sibel’ bu bahsettiğiniz masalların hikâyesine ne kadar yakın?

Sibel o kahramanlardan biri. İnisiyatif alabilecek gücü var. Cesur… Bir şeylerin ters gittiğini fark ettiğinde bunun için harekete geçebilecek kadar aktif. Oturup kabullenip hayata küsmüyor. Mağduriyetini bir son olarak kabul etmiyor. Bu kadın- erkek herkes için geçerli bir durum aslında. Mağdur, mağdur olduğunu kabullenmediği zaman bu dünyada bir şeyler değişecek.

Peki, 2019’da hangi projelerde sizi göreceğiz?

Şu an post-prodüksiyon aşaması devam eden, senaryosunu Sean O’Bryne ün yazdığı, Sonia Nassery Cole tarafından çekilen ‘I Am You’ isimli bir filmde oynadım. Afgan mültecilerin kendilerine bir yuva arayışlarının hikâyesi. Ben de heyecanla bekliyorum. Ayrıca, Ali Tansu Turhan tarafından çekilen, benim de yapımcılığını üstlendiğim bir kısa film serimiz var. İlk filmi tamamladık, ikincisinin prodüksiyon masrafları için bir kitlesel fonlama kampanyası açtık. ‘İkinci Gece’, Dostoyevski’nin bir öyküsündeki duygudan yola çıkılarak yazılmış, anda kalan bir aşk filmi. Bu röportajın yayın tarihinde hem kampanyayı hem de seti başarıyla tamamlamış olacağımızı umuyorum.

Yorum Bırakın

İlgili Yazılar