Yorum Yapılmamış 14 Views

“İnsan Sevdiği İşi Yapıyorsa Çok Şanslı”

turkishi-dondurma-1

“Canım Ailem”in Meliha’sı olarak hayatımıza giren Şebnem Bozoklu, daha çok komedi türündeki projeleriyle ismini kısa sürede geniş kitlelere duyurdu. Mesleğine aşık, gülmeyi, güldürmeyi seven oyuncunun olmazsa olmazları: Ailesi ve dostlarıyla mutlu olmak, mutlu olduğu her anın tadını çıkarmak. Şebnem Bozoklu ile mesleğe adım atışı, iki yıldır kapalı gişe oynayan, “kadının bir birey olarak toplumun içinde durduğu yeri” çok iyi işleyen dünya klasiklerinden “Arzu Tramvayı”, bu ay vizyona giren “Turkish’i Dondurma” filmi hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Anne ve baba eğitimci bir ailede yetiştiniz. Siz de öğretmenlik mesleğini tercih edebilirdiniz. Oyunculuk serüveni nasıl ve ne zaman başladı?

Beş yaşındayken annemin götürdüğü ‘Alaaddin’in Sihirli Lambası’ adlı çocuk oyununda, sahneye çıkarılıp alkışlatıldığım andan itibaren oyuncu olmak istedim. Öncesinde zaten itfaiyeci olmak istiyordum. Babam ve annem meslek konusunu tamamen bana bıraktılar. Bu konuda hiçbir zorlama görmedim. Sanatla araları iyiydi; babam çok güzel gitar çalardı mesela.

Evde Arapça da konuşan kadınların bulunduğu bir ortamda yetiştiniz. Bu çok kültürlülüğün size nasıl bir getirisi oldu?

Sadece oyuncular değil, herkesin başka kültür ve dillerle buluşması heyecan vericidir. Dünyanızı genişletir, ufkunuz açılıverir. Hele küçükken anneannemin evinde annem ve teyzelerimin söyledikleri şeyleri anlamaya çalışıp zorlandığım, telaffuzum yüzünden onları güldürdüğüm anları unutamam.

emel-01Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nün ardından Müjdat Gezen Sanat Merkezi Oyunculuk Bölümü’nde eğitim aldınız. Komedi yapmak gerçekten zor zanaat. Komedide oyuncuyu besleyen ana öge nedir sizce?

Benim için gerçekliktir. Seyirci olarak da oyuncu olarak da fikrim bu. Komik yazılmış diyaloglardan çok durumlara gülerim. Hayata ne kadar benziyorsa o oranda komiktir benim için.

emel-02Yıllardır televizyon ekranlarından, sinema perdesinden ya da tiyatro sahnesinden hayatımıza girmeyi başardınız. Sizin için hepsinin ayrı bir yeri vardır ama aslan payı hangisine ait?

Ben oyunculuğu, oynama halini, oyun oynamayı seviyorum. Tiyatroda seyircinin karşısına çıkmayı da sinemayı da diziyi de seviyorum. En çok oyunculuğu seviyorum ama.

Sizi zihinlere yerleştiren karakter “Canım Ailem” dizisinin Meliha’sı oldu. “Samim seni öldürürüm!” sözleriniz ve mimikleriniz hiç unutulmadı… Bu rolünüzle ödüller aldınız. Dizinin ve “Meliha” karakterinin bu kadar beğenilmesini neye bağlıyorsunuz?

Dizinin başarısını, insanların izlemek istedikleri şeyi doğru çözebilmiş olmasına bağlıyorum. Gerçekten herkesin izlediğinde içinde olmak istediği bir ev yarattı senaristler. Oyuncular herkesin tanımak isteyeceği karakterler yarattı. Herkesin içinde bulunmak isteyeceği sevgi dolu bir atmosfer vardı. Sorunlarını birbirleriyle konuşarak çözebilen insanlar vardı. Hata yapan ama hatasının sonunda özür dilemesini bilen insanlar vardı. Birbirini gerçekten seven, birbirine aşık, birbirini özlemiş, birbirine karşı kibar ve naif insanlar vardı. Dünya gittikçe o kadar uzaklaşıyor ki bu saydığım durumlardan, hepimize böyle bir şey izlemek çok iyi gelmişti.

Farklı maharetler oyuncuya ayrı bir zenginlik katıyor. Sizin sesiniz gibi mesela… “Ulan İstanbul” dizisinde bu yeteneğinizi sergilediniz. Sonrasında albüm için teklif geldi mi?

Geldi tabii ki, beni çok şaşırtacak sayıda hem de. Fakat ben hiçbir zaman şarkı söylemeyi, bunu bir meslek olarak yapmayı, bunun üzerine çalışmayı düşünmedim. Hiçbir zaman böyle bir hayalim olmadı açıkçası. Oyunculuk beni çok tatmin ediyor; duygusal ve manevi anlamda. Başka bir şey yapmak içimden gelmiyor. Bir de çok bildiğim bir dünya değil. Ben iyi bir müzik dinleyicisiyim ama profesyonel olarak bunu yapmakla ilgili bir hayali hiçbir zaman kurmadım diyebilirim.

arzu-tramvayi-3Tennessee Williams’ın yazdığı en ünlü klasiklerden biri olan “Arzu Tramvayı”nın Stella’sı… 2017 yılından beri bitmeyen bir ilgi. “Arzu Tramvayı”nı hâlâ bu kadar cazip kılan nedir?

“Arzu Tramvayı” yıllar yıllar geçse de hem yönetmenlerin hem de oyuncuların sahneye koymak istedikleri veya seyircinin her zaman izlemek istediği oyun yapan şey şu: Ne yazık ki anlattığı şey hâlâ çok güncel. Ne yazık ki kadın erkek ilişkisi! Kadının bir birey olarak toplumun içinde durduğu yer. Bunlarla ilgili tartışmalarımız konuşmalarımız hâlâ bitmediği için oyun her zaman popüler olmaya devam edecek. Erkeklerin dünyasında yaşadığımızı yüzümüze vurmaya devam edecek. Bazı insanların sadece hayat devam etsin diye susmaları devam ettikçe “Arzu Tramvayı”nın cazibesi devam edecek. Hepimizin çok bildiği, duyduğumuzda, gördüğümüzde ya da haber olarak okuduğumuzda bizi mahveden her şey ile ilgili “Arzu Tramvayı.” Bu kadar cazip olması ve senelerdir oynanmasının sebebi bu.

turkishi-dondurma-2Mart ayında vizyona girecek ‘Turkish’i Dondurma’ filminiz yaşanmış bir olaydan sinemaya uyarlandı. Bu proje teklifini kabul etmenizi sağlayan şey ne oldu?

Hikâyenin kendisinden çok etkilendim. Bir sinema filmini kabul ederken hem hikâye hem senaryo hem yönetmenin kim olduğu hem de hangi oyuncular ile birlikte çalışacağınız önemli oluyor. Bu filmde olduğu gibi mucizevi şekilde çok sevdiğiniz insanlarla çalışma şansınız olabiliyor. Beraber çalışmanın hayalini kurduğunuz, düşündüğünüz, aklınızdan geçirdiğiniz insanlarla çalışma hayaliniz gerçek oluyor. İşte o zaman çok güzel oluyor. “Turkish’i Dondurma” da aynen böyle oldu. Sevgili yönetmenim Can Ulkay ve başrolleri paylaştığım şahane arkadaşlarım Erkan Kolçak Köstendil, Ali Atay’la ve şimdi isimlerini sayamayacağım herkesle çalışmak muhteşemdi. Aynı hayali kurduk, aynı hayale inandık ve şimdi ne olacağını hep birlikte göreceğiz.

Film, Çanakkale Savaşı sırasında Avustralya’da yaşayan iki Türk’ün ülkeleri için verdikleri mücadeleyi konu ediyor. Çekim süreci nasıl geçti? Setten unutamadığınız anılar var mı?

Unutulmaz bir seti vardı “Turkish’i Dondurma”nın. Hepimiz için çok yeni şeyler vardı çünkü sette. Avustralya’da geçen ama Kemerburgaz’da platoda çekilen filmin ihtiyacı olan tüm fiziki yapıya sahip çöller mi istersiniz, göller mi istersiniz, deniz mi istersiniz, turuncu toprak mı istersiniz… Hayal edebileceğimiz, olması gerektiğini düşündüğümüz her şeyin içinde olduğu çok enteresan bir arazide, bir stüdyoda yaptık çekimlerimizi. Film Avustralya’nın bir kasabasında geçiyor ve o kasabanın birebiri inşa edildi buraya. Üstelik iki boyutlu değil üç boyutlu dekorlar olarak. Yani o sapsarı kumların ortasına bir Avustralya kasabası kurdu sanat yönetmeni arkadaşlarım. İnanılmaz gerçekçi kostümler, aksesuarlar kullandığımız tabaklardan yemek sahnesinde önümüzde duran ekmeğin şekline kadar her şeyin dönemine uygun bir şekilde çok büyük bir titizlikle yapıldığı bir setti. Dekorların içinde çocuk gibi kaybolup dolaştığımız oldu. Böyle bir atmosferde oynamak, bu binaların içinde olmak, o kostümleri giymek, o aksesuarları kullanmak, o zamanı hissetmek çok heyecan vericiydi hepimiz için. O yüzden sete her gün “Acaba bugün neler göreceğim, nasıl bir mekânın içinde çalışacağım,” diye heyecanlanarak gittik. Bunlar çok önemli, çünkü her zaman olmuyor.

turkish-i-dondurma-20tuheqihgbusqxf_e9txwhw18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi öncesinde vizyona girmesi çok iyi düşünülmüş. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Filmin vizyona giriş tarihi tabii ki tesadüf değil tam olarak düşünülerek konulmuş bir tarih. Hepimizin boğazını düğümleyen çok hoş, çok etkileyici sahneler de var filmde. Tüyo verip, sihrini bozmak istemiyorum ama çok etkileyici olduğunu düşünüyorum; iki tarihin üst üste gelmesinin.

Severek yapılan işte başarı kaçınılmaz bir sonuç. Mesleğinizin en sevdiğiniz yanı nedir?

Oyunculukla aram gerçekten çok iyi. Mesleğimi çok seviyorum. Sevmediğim yanları azıcık. Her sabah yataktan kalkıp, güne başlayıp, hayatın içinde bir şeyler yapmaya giderken, arabaya binerken, yürürken hep beni mutlu götüren bir işim var. Bu çok büyük bir şans. İnsanın yapmayı sevdiği, yaparken mutlu hissettiği, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığı bir işi varsa tabii ki çok daha şanslı. Ben de bu konuda kendimi çok şanslı görüyorum. Bir mutluluk sebebi benim için işim. Kendimi çok iyi hissediyorum oyunculuk yaparken. Her anında ve her alanında bütün sıkıntılarına rağmen ve çözmemiz gereken tüm problemlerine rağmen.

Biraz daha özele inersek; Şebnem Bozoklu’nun hayattaki olmazsa olmazları nelerdir?

Hayatta olmazsa olmazlarımın başında ailem geliyor. Sevdiğim insanlar ve dostlarım benim olmazsa olmazım. Mutlu olmaya çalışmak ve mutlu olduğum her anın tadını çıkarmak benim olmazsa olmazım. Kahkaha atmaya gülmeye gönlüm var. Bu ikisinin hayatımda hep olmasını istediğim için onları yaratacak durumları kurmaya gönlüm var, bu önemli bir şey. Ailem, sevdiklerim ve mutluluk beni ayakta tutan, yokluklarını düşünmek bile istemeyeceğim şeyler.

 

Yorum Bırakın

İlgili Yazılar