Yorum Yapılmamış 200 Views

Dünyadan 11 Ayın Sultanı Manzaraları

ramazan-001

İslam alemini ortak noktada buluşturan; birleştirici, bütünleştirici ve kardeşlik duygularını en üst düzeye çıkartan ayın adıdır Ramazan. Merhametin doruğa ulaştığı, sofraların ve gönüllerin ihtiyaç sahiplerine açıldığı ve muhtaçlara yardım elinin uzatıldığı bir aydır.

Ramazan ayında tüm İslam coğrafyasında gece ile gündüz birbirine karışır. Adeta düğün havasında geçer tüm Ramazan geceleri… Çocuklar kapı kapı dolaşıp şeker toplar, akraba ziyaretleri yapılır, kadınlar ellerine kına yakarak Ramazan’ın gelişini kutlar, sohbetler eşliğinde çeşit çeşit tatlılarla zenginleştirilmiş iftar ve sahur sofralarında huzur dolu saatler geçirilir. Özetle Ramazan ayı, zenginiyle, fakiriyle, genciyle, yaşlısıyla tüm katmanları bir araya getiren bütünleştirici sosyal boyutlu bir ibadet mevsimidir.

Oruç hem Ruha hem de Bedene Fayda Sağlar

Ramazan ayının ibadeti orucun birçok maddi ve manevi faydaları vardır. Zenginler, oruç sayesinde fakir ve yoksulların durumunu daha iyi anlarlar. Böylece bireyler arasında yardımlaşma, şefkat ve merhamet duyguları gelişir. Ramazan ayı, iç huzurun yanı sıra insan sağlığına da büyük katkı sağlar. Oruçlu bulunulan saatlerde hem organlar temizlenir hem vücut zehirli atıklardan kurtulur hem de bağışıklık sistemi güçlenir. Hastalıklara karşı daha dirençli hale gelinir. Senenin diğer aylarında devamlı çalışan ve yorulan mide oruç aracılığıyla dinlenme imkânı bulur.

Osmanlı’da Ramazan Ayı

Osmanlı’da Ramazan ayı, resmi bir festival gibi geçerdi. Gece yaşanıp gündüz dinlenilir, mevsime uygun beslenilirdi. Ramazan’dan önce bütün erzaklar alınır, verilecek davetlerin, yapılacak yardımların planlaması yapılırdı. Meydanlardaki çeşmelerden şerbetler akar, misafir uğurlarken diş kirası verilirdi. Ramazan aylarında dikkat edilen, uygulanan geleneklerden biridir diş kirası. Bu gelenekte amaç, eve gelen misafiri iyi bir şekilde ağırlamak ve misafirin evden memnun ayrılmasını sağlamaktı. Yenilen yemekten sonra, hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabakalar,  kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler, misafirlere hediye edilirdi. Misafirlere verilen hediyelere diş kirası denirdi. Halk ise 7 akşam 3 sofra geleneğiyle ister zengin olsun ister fakir, evinde mutlaka misafir ağırlamaya özen gösterirdi. Yani herkes her hafta “Mutlaka eve misafir almalıyım” düşüncesindeydi.

Osmanlı’da kurulan yer sofralarında zengin fakir ayrımı olmaması için bazı uygulamalar yapılırdı. Farklı kişilerin birbiriyle tanışması ve ayrımcılık olmaması konusunda hassas davranılırdı. Kurulan her bir sofranın adına Kur’an-ı Kerim’den bir sure ismi verilirdi. Yasin sofrası, Tebareke sofrası, Bakara sofrası gibi… Her sofranın kaşıklarına o sofranın isimleri yazılır ve hepsi bir sepetin içine konulurdu. Ev sahibi kapıda misafirleri karşılarken bir yandan içi kaşık dolu sepeti misafirlerine uzatır, misafir sepetin içinden aldığı kaşığın sapında hangi isim yazıyorsa o sofraya otururdu. Böylelikle gelen kişinin zengin fakir ayrımı yapmadan aynı sofrada yemesi sağlanırdı. Misafir uğurlanırken de avucuna para konur ve “Bu akşam sizi soframızda yedirdik, içirdik, dişinizi eskittik. Bu da dişinizin kirası” denirdi.

şerbetMeydanlarda Kazanlar Kurulurdu

Osmanlı’da meydanlar çok büyük bir önem arz ediyordu. Beyazıt, Çemberlitaş, Sultanahmet Meydanı gibi birçok meydanda Ramazan gelmeden evvel hummalı bir hazırlık yapılırdı. Meydanların belli köşeleri kazanlarla donatılır, uzun devasa yer sofraları kurularak toplu yemekler verilirdi. Başta padişah olmak üzere birçok kişi bu yemeklerin verilmesine destek olurdu. Ramazan’da çeşmelerin ve sebillerin içlerine muhakkak su yerine meşrubat doldurulurdu. Sultanahmet Meydanı’nda 1898 yılında yapılan Alman çeşmesinin içine de Osmanlı’nın son dönemine kadar Ramazan ayı boyunca şerbet doldurulurdu.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Ramazan aylarında yapılan meyveli özel şerbetler tadı ve sağlıklı olmaları nedeniyle çok tercih edilirdi. Özellikle saray mutfağında normal zamanlarda bile yemek yanında ikram edilen bu şerbetlerin kültürümüzde yeri çok büyük. Osmanlı’nın en meşhur şerbeti olan Demirhindi Şerbeti nam-ı diğer “Temr-i Hindi”, Hindistan’dan gelen Hint Hurması isimli bir baharatla yapılır. Ayrıca, gül, kızılcık, keçiboynuzu, sirkencubin, koruk, hurma, hibuskus, reyhan, safran, üzüm, çilek, armut, elma, şeftali, limon, ahududu şerbetleri Ramazan ayında iftar ve sahur sofralarında şifa niyetine içilirdi.

Beyaz Un ve Şeker Çok Kıymetliydi 

Osmanlı’da Ramazan’da misafire sunalan en güzel şey tatlı ve şerbetti. Hamurlu tatlılar daha da önemlidir. Baklava; bayram, düğün ve özel kutlama sofralarında mutlaka yer alırdı. Hatta baklava yapımı o kadar ciddiye alınmış ki, 17. yüzyıl sonlarında Saray’da “baklava alayı” oluşturulmuştur. Saray’da baklavanın önemi, konaklardaki gibi sadece zenginlik ve ince zevk alâmeti sayılmasından değil, aynı zamanda devlet törelerine girmiş olmasındandır. 17. yüzyılın sonlarında – 18. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış olan baklava alayı geleneği, bunun en belirgin örneğidir. Ramazan ayının ortasında, padişahın askere iltifatı olarak, Saray’dan Yeniçeri Ocağı’na baklava giderdi. Bir diğer iftar sofralarının vazgeçilmezi de lokma tatlısıdır. Saray lokmasının kaynağı Osmanlı Sarayı’na dayanmakla birlikte zamanla halk arasında da yapımı yaygınlaşmıştır. Revani, kadayıf ve tulumba tatlısı da iftar sofralarının önemli tatlılarındandır.

Osmanlıda sütlü tatlılar deyince başta güllaç olmak üzere, muhallebi, sütlaç, kazandibi, tavukgöğsü, keşkül ve aşure akla gelir. Osmanlı saray menüsüne ilk kez 1489 yılında giren Güllaç, Ramazan ayında sahur ve iftar sofralarının vazgeçilmezidir. Safranla renk ve koku verilen tatlılardan Zerde, bayramlarda, cuma akşamları ve Ramazan gecelerinde imaretlerde pişirilir ve pirinç pilavıyla birlikte yenirdi.

ramazanFestival Edasında Ramazan

Paylaşma ayı olarak da nitelendirilen Ramazan’da, ihtiyaç sahiplerine pirinç, yağ, et, bal, mum, arpa, ekmek, kahve, pamuk ve nohut gibi erzak ve eşya dağıtılırdı. Ramazan ateş demekti, ışık demekti, ateşiyle ısıtır, ışığıyla aydınlatırdı.

Kılınan namazların ardından eve bir misafir getirmek bu işin adabıydı. Çubuk tüttürülür, kahve içilir, sohbetler edilirdi. Bu sohbetler sahura kadar sürdürülürdü. Fasıllar ve eğlenceler yapılırdı. Mahyalar, Ramazan’ın olmazsa olmazıydı. Karanlık İstanbul geceleri, camilerde yanan kandillerle aydınlanırdı. Karagöz, meddah, ortaoyunu gibi programlar, sahura doğru ortaya çıkan davul ve bu meyanda şekillenen mani geleneği; Ramazan ayına ait farklılıklardandır.

Ramazan ve bayram manileri, Osmanlı-Türk gelenek ve görenekleri arasında büyük önem taşır. Oruç tutacaklara sahuru haber verir davulcular ve davullarını çalarken Ramazan’ı anlatan maniler söylerler.

İkinci Telaş Ramazan Bayramı’nda Yaşanır

Osmanlı İmparatorluğu’nda bayramlar yerleşmiş kuralları olan törenlerle kutlanırdı. Üç gün süren Ramazan Bayramı’na “Iyd-i Said-i Fıtr denirdi. Bayramdan önce subaylara ve memurlara birer maaş ikramiye dağıtılırdı. Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye, Fatih gibi büyük camilerin ulemasına “kürk bahası”, “iftariye” adı altında hediyeler dağıtılırdı. Bayramlarda askere şeker, kuzu, helva ve salata verilirdi. Zaptiyeye ise, birer adet fes ve püskül verilir veya bedeli ödenirdi.

Resmi bayramlaşmalar bayramdan önce başlardı. Tanzimat’tan sonra çeşitli günlerde olduğu gibi bayramlarda da bir mektup veya telgraf ile bayram tebriki usulü başlamıştı. Memurlar ve müdürler amirlerinin ve padişahın bayramını mektup veya telgraf ile kutlarlardı. Bayram tebriki gönderenlerin bir listesi yapılarak padişaha sunulurdu. Daha sonra bunlara tebriklerinden duyulan memnuniyeti belirten cevap yazısı gönderilirdi.

Başta İstanbul olmak üzere her şehirde Arife günü hamamlar sabaha kadar açık olurdu. Genelde hamam işi son güne bırakıldığı için, hamamlarda iğne atsan yere düşmezdi. Şekerci dükkânları da geç vakte kadar çalışırdı. Bayram sabahı gün ağarmadan davulcular namaz için halkı uyandırırlardı. Ardından toplar atılarak halk sabah namazına çağrılırdı. Aile reisleri erkek çocuklarını da alarak camiye gider ve sabah namazını kılarlardı. Daha sonra camilerde kürsüye çıkan vaizler, bayram namazı vakti gelinceye kadar camide bulunanlara vaaz ederlerdi. Namazdan sonra genelde birbirini tanıyan insanlar bayramlaşıp mezarlıkların yolunu tutarlardı. Mezarlık ziyaretlerinde, ölmüş büyüklere dualar edildikten sonra herkes evine giderdi. Büyüklerin ellerini öpen çocuklar, daha sonra yeni elbiseleriyle komşuları dolaşırlardı. Bu ziyaretlerde el öpen çocuklara bayram harçlığı ve mendil verilirdi.

Mahallede bayramlaşma ise, ayrı bir anlam ifade ederdi. Mahalle bekçileri ve Ramazan davulcuları ev ev dolaşarak bahşişlerini toplarlardı. Eğer mendil ve kumaş verilirse bu bir sırığa bağlanırdı. Bunların ardından tulumbacılar, daha sonra da çöpçüler ziyarete gelirdi. Bu ziyaretçileri uğurlayan ev sahipleri, yola düşerek ilk gün yakın akrabaları olan büyüklerini ziyarete giderlerdi. Bayramda eve gelen insanlara önce şeker, ardından da kahve ikram edilirdi. Ancak şeker öyle bir tane verilmez, şeker tepsisi misafirin önüne konulurdu. Misafir tepsiden istediği kadar şekeri yerdi.

Türkiye’den Ramazan Yansımaları

Türkiye’deki Ramazan ayı etkinlikleri büyük ölçüde Osmanlı’dan günümüze intikal eden geleneklerle devam eder. Ramazan’ın gelmesi ile birlikte gerek pastane ve fırınlarda gerekse evlerde büyük bir hareketlilik yaşanır. Bir taraftan temizlik yapılırken bir taraftan da Ramazan alışverişi gerçekleştirilir. Ramazan boyunca iftar ve sahur sofralarına davet edilecek misafirler için hummalı hazırlıklar yapılır. Bu hazırlıkların başında iftar ve sahur sofralarının vazgeçilmezi olan tatlılar gelir.

pideRamazan’ın Sembolü Pide ve Tatlılar

Ramazan pidesi, iftar sofralarının vazgeçilmez tadıdır. Hamarat ev hanımları tarafından evde yapılabildiği gibi çalışan kesim fırınlardan satın almak için uzun kuyruklara girer. Sıcak olarak yenilen pide, içine terayağı ya da lor peynir konularak tüketilir. Ramazan ayının son günüyle birlikte pideyle bir dahaki Ramazan ayına kadar vedalaşılır.

Osmanlı mutfağının  içerdiği zengin ve kaliteli sınırsız lezzetler arasında tatlılar müstesna bir öneme sahip. Özellikle Ramazan ayı ve bayramında kalabalık sofraların vazgeçilmezlerindendir. Baklava çeşitleri, helva çeşitleri, güllaç, yöreden yöreye değişen kadayıf tatlıları, kabak tatlısı, tulumba, lokma, sütlü tatlılar, meyve tatlıları, lokumlar, hoşaflar iftar ve sahur sofralarının günümüzde de baş tacıdır. Osmanlı döneminde daha çok kahve eşliğinde tüketilen tatlıların yanında günümüzde daha çok çay tercih edilir.

Osmanlı’dan kalan bir diğer geleneğimiz de davulculardır. Ramazan davulcuları mahalle mahalle gezerler, “mani”ler söyleyip insanları sahura kaldırırlar. Ramazan sonunda bu davulcular yaptıkları işin mükâfatı olarak her evden bahşiş alırlar. Günümüzde insanlar genel olarak Ramazan davuluna ihtiyaç duymadan uyansa da Osmanlı’dan kalma bu gelenek sürdürülür.

Ramazan ayında  büyük ve ünlü camilerde coşku ve kalabalık artar. Camiler Osmanlı’dan kalma bir gelenekle mahyalarla donatılıp; gündüz vaktiymişcesine her taraf sahur vaktine kadar aydınlatılır. Mahyalarda bazen Kur’an-ı Kerim’den ayetler bazen de barış ve beraberlik mesajları yer alır.

Sokak İftarları Birlik ve Beraberliği Yansıtıyor

Ramazan ayında düzenlenen sokak iftarları eski gelenek ve görenekleri yeniden gün yüzüne çıkarır. Ramazan ayı öncesinde geniş alanlarda kurulan çadırlarda iftar yemeğinin yanı sıra, çeşitli etkinlikler de gerçekleştirilir. Karagöz-Hacivat vb. meddah orta oyunları çocuklar için ayrı bir neşe kaynağı olur, toplum hayatına ayrı bir incelik katar. Ayrıca ilahiler de seslendirilir. Bu etkinlikler gerek belediyeler gerek yardım kuruluşları gerekse zengin zümreler tarafından üstlenilir tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi…

Zekat, Sadaka ve Fitre Ayı

Ramazan ayının güzelliklerinden ve hayatımıza getirdiklerinden birisi de mali yardımlaşma ve dayanışma boyutudur. Ramazan ayı, zekâtların ve sadakaların verildiği bir aydır. Ramazan ayı bayramla son bulur. Başlangıcından sonuna kadar güzelliklerin yaşandığı, yardımların yapıldığı ayın sonunda insanları huzur, mutluluk ve sevinç hâlinin temsili olan Ramazan Bayramı bekler.

lokumBayram Gelenekleri de Devam Ediyor

Ramazan ayının benzeri bir telaş da bayram için yaşanır. Günler öncesinden bayram hazırlıkları başlar. Razaman ayının başında olduğu gibi bu kez bayram için temizlik yapılır, Osmanlı’daki gibi hamamlarda olmasa da Arife akşamından tüm aile bireylerinin banyo yapma geleneği sürdürülür. Alışverişe çıkılır; yeni kıyafetler alınır, bayramlaşmak için geleceklere ikram etmek için şekerler, lokumlar ve çikolatalar alınır ya da bayrama özel tatlılar evde yapılır. Çocuklara verilmek üzere harçlıklar hazırlanır. Ramazan Bayramı’nda, bayram namazında öncelikle cami ortamında bayramlaşılır. Sonra insanlar ailelerinin yanlarına giderek onlarla bayramlaşırlar ve birlikte yemekler yenilir. Bayramlaşmaya giderken de eli boş gidilmez; şeker, çikolata ya da lokum alınır. Daha sonra komşular, akrabalar ve tanıdık-tanımadık hemen herkesle bayramlaşma süreci başlar. Bu süreç birey ve toplum açısından coşkunun ve mutluluğun zirve yaptığı zaman dilimleridir. Aynı zamanda toplumsal barış ve huzurun en yoğun yaşandığı anlardır.

Osmanlı’da olan mektupla bayram tebriği günümüzde televizyon ve gazeteler aracılığıyla yapılır. Öncelikle ülke yönetimi halk için kutlama mesajları yayınlar. İslam coğrafyası ülkeleri kendi aralarında tebrikler gönderirlerken  gayrimüslim ülkeler tarafından tebrik mesajları alırlar.

teravihİslam Coğrafyası’nda Ramazan

Günümüzde Osmanlı gelenek ve görenekleri, sadece Türkiye’de değil tüm İslam aleminde etkisini sürdürmeye devam ediyor. Balkanlar’da, Avrupa’da, Afrika’da kısacası tüm İslam coğrafyasında Fest-i Ramazan etkinlikleri düzenleniyor. Bu etkinliklerde mimarından iş adamına, siyasetçisinden sporcusuna, bilim adamından sanatçısına varıncaya kadar zümreler arasında gönül bağı oluşturulmaya çalışılıyor. Toplu iftarlar veriliyor ve bu iftar sofralarında farklı dinden ve dilden insanlar bir araya toplanıyor. Çorbasından etli yemeğine, Ramazan ayının vazgeçilmezi pideden binbir çeşit tatlı çeşidiyle donatılır iftar sofraları… Tatlı seramonisi çay eşliğinde gerçekleştiriliyor.

tatlılarRevani, Tulumba ve Kadayıf

Tüm İslam dünyasında Ramazan ayında tatlı tüketiminde büyük bir artış yaşanır. Ramazan ayına girilmesi ile beraber tatlıcılarda iftar saati öncesi yoğunluk dikkati çekerken, iftar sofraları çeşit çeşit tatlılarla zenginleşir. En çok tüketilen tatlılar, revani, baklava, kadayıf ve tulumba tatlısıdır… İftar saati öncesi tatlıcılarda büyük bir müşteri yoğunluğu yaşanır. İslam coğrafyasında Ramazan ayı yemek ve tatlılarının kökeni Osmanlı mutfağına dayanır. Ayrıca iftar ve sahur sofralarında hoşaf da çok önemli bir yere sahiptir.

İslam aleminde, oruç açma alışkanlıkları toplumdan topluma değişiklik gösterir. Orucunu kimi toplumlar suyla, kimileri hurmayla, kimileri zeytinle, kimileri ise sütle açar.

Osmanlı’dan miras gelenek ve göreneklerine göre, iftar sofralarının vazgeçilmezi tatlılar ve yanında içilen çay, kahve ve bölgesine göre yapılan şerbet gelenekleri bugün de önemini korur. Değişmeyen bir şey daha vardır ki bu da Ramazan’ın ortak dilinin yardımlaşma ve beraberlik olmasıdır. Oruç açma, iftar ve sahur için yemek çeşitlerinde farklılıklar yaşansa da Ramazan ikram ve cömertlik mevsimidir. Hasta olanlar ziyaret edilir, muhtaç olanın ihtiyacı giderilir. Dul, yetim ve yoksullar gözetilir, kimsesiz ve güçsüzlerin elinden tutulur.

ramazanDavulcunun Dilinden Ramazan Ayı’na Özel Dizeler

Sahur oldu ışıyor,

Bülbüller ötüşüyor,

İftarda çay deyince,

Yüreğim tutuşuyor.

***

Bak geldi etli dolma,

Çok yiyip göbek salma,

Üstüne bir kahve iç,

Terâvihe geç kalma!..

***

Şekerim var ezilecek,

Tülbentten süzülecek,

Ver bahşişimi gideyim,

Çok yerim var gezilecek.

***

Besmeleyle çıktık yola,

Selam verdik sağa, sola,

Ey benim aziz efendim,

Ramazan- Şerif hayrola

***

İftar vakti oldu mu?

Ayran tasa doldu mu?

Yanındaki fakire

Yemek veren oldu mu?

Delightland Ramazan Özel Sayısından…

 

Yorum Bırakın

İlgili Yazılar