Yorum Yapılmamış 94 Views

Çağlar Ertuğrul: Hedefler Daha Kalıcı

caglar-ertugrul

Coğrafyanın insan karakterine etki ettiğine inanan biri olarak Çağlar Ertuğrul tam toprağının insanı, hatta deyim yerindeyse “efe” ruhlu. Çalışkan, fedakâr, mert ve tuttuğunu koparan bir kişiliğe sahip. İzmir-İstanbul arasında geçirmeye karar verdiği yeni yaşamında farklı bir yolda ilerliyor. Filmler, diziler, özel projeler ardı ardına sıralanırken İstanbul’a sadece iş için geliyor, sonrasında soluğu tekrar İzmir’deki çiftlik evinde alıyor. Bu trafiği arasında başarılı oyuncuyla eğitimi, kariyeri ve hedefleri üzerine doyumsuz bir sohbet gerçekleştirdik.

Koç Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği bölümünde okurken tiyatro kulübüne üye olmuşsunuz. Mekanik bir bölüm ve oradan sanata geçiş nasıl oldu?

Sinemaya çok meraklıydım. Sadece vakit geçsin diye değil o dünyanın bir parçası da olmak istiyordum. Belki de okuduğum bölümün disiplininden kaynaklı, filmleri izlerken her detayına ayrı dikkat ediyordum. Tiyatro kulübüyle işin mutfağına girmek istedim. İyi ki de girmişim. Bölüm ile beraber götürmek zor oldu ama özverili olunca sahnede de iyi yorumlar alınca böyle bir kariyer planı çizdim kendime.

caglar-ertugrul-sbAkabinde reklam filmleri, diziler ve sinema geldi. Özellikle ‘Dağ’ filmleri serisiyle büyük bir başarı yakaladınız. Filmin çekimleri zorladı mı sizi ve ekibi?

Dağ filmi benim şansım kesinlikle. Yönetmen Alper Çağlar sağ olsun bana güvendi ve böyle bir rolü teslim etti. O da kendini ispatlamak isteyen yetenekli birisiydi. İkimize de yaradı diyebilirim Dağ filmi. Konusu ve işlenişi itibarıyla sevilen bir yapım oldu. Dağ 2 daha da sevildi. Çekimler hiç kolay olmadı ama sonunda böyle güzel işler yapmak varsa göze alıyorsunuz zorlukları. Şimdi Dağ 3’ü iple çekiyorum.

21 Aralık’ta ‘Yanımda Kal’ filminiz vizyona girdi. Bu kez romantik bir filmle izleyiciyle buluşuyorsunuz. İşkolik ama çok da aşık bir karakteri canlandırıyorsunuz. Çok çalışmış ve başarıyı yakalamış ‘Emir’ karakteriyle Çağlar Ertuğrul’un benzer yönleri var mı?

Basmakalıp romantik komedilerin ya da dramın dışında çok sıcakkanlı bir film olduğuna inanıyorum. İnsanî duyguları yoğun, samimi bir hikâye. Emir çok çalışmış, hayatı boyunca kendince bir başarı elde etmiş ama mutlu değil. Çünkü hayattan beklentisi bu değil. Zaten Zeynep’le tanıştıktan sonra kendini bulma serüvenine başlıyor. Ben Emir kadar çalışkan olmasam da onun kadar hırslı olduğumu söyleyebilirim. Eskiden hele kaybetmeye pek tahammülüm yoktu. Şimdilerde hayatı olduğu gibi kabul ediyorum.

afis-yanimda-kalYanımda Kal’ hem komedi hem de dram yüklü bir film. Sizi en çok etkileyen sahne hangisiydi?

Komedisi de dramı da tam dozunda filmin. Sürprizleri bozmak istemiyorum ama Zeynep’in babasıyla yaptığım bir konuşma vardı. O sahneler beni baya etkilemişti.

Yeni bir yıl, yeni başlangıçlar, yeni hedefler koyulan bir dönemdeyiz. Yine bir söyleşide en büyük hayalinizin Martin Scorsese ile film çekmek olduğunu söylemişsiniz. Bu yönde girişimleriniz var mı? Sizi Hollywood’da görür müyüz yakın bir dönemde?

Hayal kurmak sonuçta bedava. Böyle şeyler hiç belli olmuyor gerçi. Yönetmenin ya da yapımcının kafasındaki role uyuyorsanız neden olmasın Scorsese ya da Tarantino. Ben şimdilik uzaktan hayranlık besliyorum. Hayallerin dışında hedefler daha kalıcı oluyor. Evet hâlâ Hollywood hedefim var. Oradaki yoğun çalışma temposuna kendimi hazır hissediyorum. Orada her sanatçı kendini daha da geliştirme peşinde. Bu bana da heyecan veriyor.

‘Bir oyuncu kendini geliştirme adına hemen her türden projede yer almalıdır.’ diyenlerden misiniz? Yoksa her oyuncunun başardığı belirli karakterler vardır, onların etrafında mı dolanmalı oyunculuğu boyunca?

Kendini sınamalı oyuncu. Benzer karakterleri de oynasa daha farklı yönlerini keşfetme arayışına girebilmeli. Sanat üretebilmek için deneme cesareti olması gerekiyor. Maalesef TV dizilerinde çok yaratıcı olma imkânınız yok. O yüzden sinema filmlerinde daha özgün olma şansını iyi değerlendirmeniz lazım.

Sinemada sizin için hangi tür daha ağır basıyor? ‘Dağ’ serisindeki gibi aksiyon tarzı mı yoksa romantik komediler mi?

Aksiyon ya da romantik komediler daha “popcornluk” filmler. Çekmesi de izlemesi de keyifli oluyor. Kendimi herhangi bir tarzın dışında özgür olabileceğim projelerde daha heyecanlı hissediyorum. Paul Thomas Anderson’un yönettiği ‘Phantom Thread’ filmi buna güzel bir örnek.

Los Angeles’ta komedi-doğaçlama üzerine eğitim almışsınız. Bir stand-up projesinde sizi sahnede görebilir miyiz?

Neden olmasın. Planlamadığım bir şey değil. Ama üzerine iyi düşünmek gerekiyor. Aldığım eğitimde de komedinin aslında ne kadar ciddi bir iş olduğunu öğrendim. Belli kurallardan sonrası tamamen kahkaha.

İzmir’e yerleşmeniz basında epey ses getirdi. Nasıl aldınız bu kararı?

İzmirliyim zaten. Sadece evime geri döndüm diyelim. İstanbul’daki filmler, diziler bitince işim yokken kalmak istemedim. Tabii ki her şeyin merkezi İstanbul. Yeni bir proje olursa dönerim. Yoksa kaosundan hiç haz etmiyorum.

İzmir’de nasıl geçiyor zamanınız? İş dışında neler yapıyorsunuz?

İlla yapacak bir şey çıkıyor. Evle ilgili, çevrenizle ilgili… Günümün çoğunu oyun oynamakla geçiriyorum. Bilgisayar ve konsol oyunlarına bayılıyorum. Ülkede olan biten birçok olay beni de herkes gibi yoruyor. İnsan neye üzüleceğine, neye kızacağına şaşırıyor artık. Hayattan kopmak, sanal gerçekliğe girmek hoşuma gidiyor.

Çağlar Ertuğrulİnsan ufkunu geliştiren, mutluluk veren aktivitelerden biri de seyahatlerdir. Seyahat etmeyi, farklı kültürler tanımayı sever misiniz? Daha çok hangi kültürler ilginizi çekiyor?

Kesinlikle seyahat etmeyi seviyorum. Gittiğim yerlerde kaybolmak hoşuma gidiyor. Özellikle Avrupa’da ayaklarım şişene kadar yürüyorum. Karşınıza herhangi bir köşeyi döner dönmez tarihî bir anıt, ilginç bir yapı, bir festival çıkabilme ihtimali hoşuma gidiyor. Kuzey ülkelerinin kültürlerini keşfetmek istiyorum. Oralardaki hayatı merak ediyorum. Onun dışında Akdeniz kültürüne yakın olduğumu düşünüyorum. Ege denizindeki her adayı keşfetmek hayalim.

Seyahatlerinizde yanınızdan ayırmadığınız olmazsa olmazlarınız nelerdir?

Ufak taşınabilir bir hoparlörüm var. Otel odasında güne başlamadan ya da gün sonunda müzik dinlemek hoşuma gidiyor. Onun dışında hayatımı minimum yaşamaya çaba gösteriyorum. Yani beni bağlayacak eşyalardan kaçınıyorum. Seyahat ederken de azami eşya ve kıyafetle kendimi idame etmeye çalışıyorum.

Yorum Bırakın

İlgili Yazılar