Yorum Yapılmamış 15 Views

Başak Sayan: Dünyaya Anne Olmak İçin Gelmişim

_mg_0117

Oyuncu-yazar Başak Sayan ekonomi okurken oyunculuğa adım atıyor ama en büyük tutkusu yazarlık. Şimdilerde bu tutkusuna iki küçük adam eklendi: İkiz kardeşler Milan ve Ares. Başak Sayan hayatını annelik öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırdığını söylüyor. “Anne olmadan evvel daha kendime dönük, daha bencil, sadece kendi istek ve arzularıma göre şekillenmiş bir hayatım vardı. Hırslıydım.” diyen Sayan ile anneliği ve son kitabı Nigâhdar’ı konuştuk.

Oyunculuk kadar sevdiğiniz bir diğer meziyetiniz yazarlık. Yazmaya ne zaman ve nasıl merak saldınız?

Yazmaya çocukken merak sardım. İlk öykülerimi de ilkokulda yazdım. Hayallerimdeki hayatı yaşayan küçük bir kızın maceralarıydı öykülerimin konusu genelde. İlk roman yazma girişimim üniversiteye başladığım yıl oldu. Adı Çukurdakiler idi ama tamamlayamadım. Bir yandan oyunculuk kariyerim devam ederken bir yandan da yazmaya devam ettim. 2010 yılında aynı zamanda edebiyat ajanı olan çok yakın bir arkadaşımın yazdıklarımı okuduktan sonra teşvik edip gerekli bağlantıları kurmasıyla ilk kitabım yayınlandı.

Yazım dünyasında gözleri üzerinize çektiğiniz ilk kitabınız “Aşk ve Baştan Çıkarma Üzerine” adlı bir deneme.

basak-sayan-4Evet ilk kitabım budur ancak adını doğru koyamadığım bir kitap olmuştur ne yazık ki. Zira kitlesel baştan çıkarma metotları üzerineydi kitap aslında. Liderler toplumları, aktörler izleyicileri, reklamlar insanları baştan çıkarır. Baştan çıkartma büyük bir duygu yoğunluğu ile etkilemeyi başarmaktır. Geriye dönüp baktığımda kişisel edebiyat yolculuğumu bu kitapla başlatmam. Zira bu denemelerden oluşan bir araştırma kitabıydı. Edebiyat kariyerim 2011 yılında kaleme aldığım Bağlanma Korkusu adlı romanımla başladı aslında.

İkiz çocuklarınızı doğurduktan kısa bir süre sonra da ilk çocuk romanınız “Rüzgâr Olmak İsteyen Çocuk”u kaleme aldınız. Daha önce planlarınızda çocuk kitabı yazmak var mıydı, yoksa ikizlerinizi doğurduktan sonra mı yazma kararı aldınız?

Çocuklar doğana kadar aklımda çocuk kitabı yazmaya dair hiçbir plan yoktu. Doğumdan iki ay sonra kitaplarımda anlattığım felsefeleri ve çocuklarıma öğretmek istediğim değerleri en iyi bir öykü aracılığıyla anlatacağımı fark edip öyle kaleme aldım Rüzgâr Olmak İsteyen Çocuk’u. Ne mutlu bana ki şu anda pek çok okulda müfredata girmiş, çok sevilen bir çocuk kitabı oldu.

Başak Sayan’a göre annelik desem… İki yıl önceki siz ile bugünkü Başak Sayan arasında ne türden farklılıklar gözlemliyorsunuz?

Hayatım annelik öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor. Anne olmadan evvel daha kendime dönük, daha bencil, sadece kendi istek ve arzularıma göre şekillenmiş bir hayatım vardı. Hırslıydım. Hep daha fazlasını isterdim. Ancak anne olduktan sonra o güne değin anlamlı olan pek çok şey anlamını yitirdi. Hırslarım törpülendi. Artık tüm hayatım iki minik adama göre şekilleniyor. Önce ben derken önce onlar demeye başladım. Daha sakin, daha tevekküllü, daha yumuşak biri oldum. Her zaman çocukları çok sevmişimdir ama anne olduktan sonra tüm çocuklara karşı büyük bir şefkat oluştu içimde. Anne olmak dünyaya bakış açımı değiştirdi. Bu dünyaya anne olmak ve yazmak için gelmişim ben, anladım.

Anneler Günü nedeniyle mayısın yeri ayrıdır. Annenizden aldığınız ve hep hatırladığınız en önemli öğüt ne olmuştur bugüne kadar?

4d0a8118Annemden aldığım pek öğüt ve nasihat oldu bugüne değin. Ama benim için en önemlisi endişe ettiğim zamanlarda söylediği bir şey; olmamış ya da olmuş bir şey için boşuna üzülüp acı çekme. Olmuşsa zaten değiştiremezsin. Olmamışsa olmadan olmuş gibi davranıp neden daha fazla acı çekip zamanını yok ediyorsun. Problemleri önüne geldiği zaman düşün. Önceden ya da sonradan değil der hep. Şimdiki ana odaklanmakla ilgili harika bir öğüt bu ve ben ne zaman içimde bir endişe hissetsem hep kendime sorarım bu şu an gerçekleşmekte olan bir problem mi? Cevabım genelde hayırdır yani olmamış bir şey için ya olursa diye endişeleniyorumdur. Annemin öğüdünü hatırlayıp bunu fark ettiğim an problem ortadan kalkar.

Peki, sizin Milan ve Ares’e en önemli öğütünüz nedir?

Ne olursan ol kendin ol ve hayallerinin peşinden git. Çünkü neye inanırsan o gerçek olur. Hiçbir şeye araştırmadan, analiz etmeden, karşılaştırmadan ve soru sormadan inanma.

Ve son olarak ocak ayında okuyucuyla buluşturduğunuz “Nigâhdar”da tasavvuf, din, atom fiziği ve kuantum evreni iç içe… Son romanınızdan biraz bahseder misiniz?

Nigâhdar Osmanlıca; koruyan, muhafaza eden, bekçi demek. Kitap iki ayrı zamanda geçiyor. Biri Bağdat’ta bundan 1200 sene evvel Abbasi İmparatorluğu zamanları ve Hallâc-ı Mansûr’un hayatı, diğeri ise günümüz. Hallâc-ı Mansûr çok etkileyici bir kişilik. Pek çok insan adını bilir ama hikâyesini bilmez. Ya da Mevlana’nın, Şems’in, Hacı Bektaşi Veli’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Yunus Emre’nin etkilendiği kişinin o olduğunu. Bu topraklarda yetişmiş her sufi onun izinden gitmiştir. Bugüne kadar ulaşan tek kitabı Tavasin’dir. Bir de kayıp risaleleri var. Ben hayatını okurken bundan çok etkilendim ve kendi hikâyemi bu kayıp risaleler ekseninde kurdum. Kitapta bir yandan günümüzdeki bu hikâyeyi okuyoruz bir yandan da geçmişe gidip Hallâc-ı Mansûr’u idama götüren olayları öğreniyoruz…

Deneme, roman, çocuk romanı… Edebiyatın hemen her dalında yazdınız. Sırada ne var?

basak sayan KAPAKSON.inddHer iki yılda bir roman ve çocuk kitabı üretmeyi planlıyorum. Böylece her sene bu alanda bir eser bırakmış olacağım. Şimdi Nigâhdar’ın devamı ve ikinci çocuk kitabı gelecek.

Kısa vadeli planlarınızda oyunculuğa mı yazarlığa mı daha çok ağırlık vereceksiniz?

Hayatımın sonuna kadar oyunculuk yaparım diye düşünürken yazmanın ve edebiyatın daha ağır bastığı bir dönemdeyim. Hayatımı sadece yazarak geçirmeye karar vermemde elbette çocuklarımla daha fazla vakit geçirme isteği de var. Belki bir gün çok iyi bir sinema filmine tamam diyebilirim elbette, kim bilir…

ONURAIR MAYIS SAYISI

Yorum Bırakın

İlgili Yazılar